SON DAKİKA
Hava Durumu

Bir Sessiz Çığlıkta Aksaray'dan!

Yazının Giriş Tarihi: 19.02.2026 12:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.02.2026 13:01

Bazı haberler vardır; yazarken kelimeler yetmez.
Çünkü mesele yalnızca bir “olay” değildir.
Bir evin içindeki hayatın, bir çocuğun hafızasının, bir kadının yarım kalan geleceğinin parçalanmasıdır.

Son yaşanan trajedi bir kez daha gösterdi ki, kadın cinayetleri hâlâ toplumun en ağır yarası olmaya devam ediyor. İstatistiklerde bir sayı gibi görünen her olayın arkasında, aslında geri dönülmez bir yıkım var. Bir anne, bir evlat, bir kardeş, bir komşu… Ve çoğu zaman geride kalan çocuklar.

En acı olan ise şu: Bu cinayetlerin büyük bir kısmı “kıskançlık”, “öfke”, “ayrılığı kabullenememe” gibi gerekçelerle açıklanmaya çalışılıyor. Oysa hiçbir duygu, hiçbir gerekçe bir insanın hayatını elinden almayı meşru kılmaz. Duygular suçun bahanesi olamaz.

Toplum olarak artık şu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor:
Kadına yönelik şiddet bir “aile meselesi” değil, bir kamu güvenliği meselesidir.
Bir “anlık öfke” değil, zihniyet problemidir.

Boşanmayı hazmedemeyen, kadının kendi hayatını kurma hakkını kabullenemeyen anlayış değişmeden, sadece cezaları konuşarak kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değil. Evet, caydırıcılık önemlidir. Ama önleyicilik daha da önemlidir.

Bu noktada üç temel başlık öne çıkıyor:

Birincisi: Erken uyarı mekanizmaları.
Tehdit, takip, psikolojik baskı gibi belirtiler hafife alınmamalı. Şiddet bir anda başlamaz; genellikle sinyaller verir.

İkincisi: Toplumsal bilinç.
Kadının hayatı üzerinde hak iddia eden zihniyetle mücadele, yalnızca hukuki değil, kültürel bir mücadeledir.

Üçüncüsü: Çocukların korunması.
Bu trajedilerin en masum tanıkları çoğu zaman çocuklar oluyor. Onların psikolojik sağlığı, geleceği ve güvenliği en az adli süreç kadar önemlidir.

Şunu net söylemek gerekiyor:
Kadın cinayetleri münferit değildir.
Her biri, görmezden gelinen küçük ihmallerin birikmiş sonucudur.

Bir kadının “hayır” deme hakkı vardır.
Bir kadının ayrılma hakkı vardır.
Bir kadının kendi hayatını kurma hakkı vardır.

Bu hakların tartışmaya açıldığı her zemin, potansiyel bir şiddet alanıdır.

Bizler sadece haber yazmıyoruz. Tanıklık ediyoruz.
Ve her tanıklık bir sorumluluk yüklüyor.

Artık mesele kimin haklı olduğu değil.
Mesele, bir daha hiçbir çocuğun böyle bir sahneye tanık olmaması.

Toplum olarak bu sessiz çığlıkları duymak zorundayız.
Çünkü her geç kalınan adım, bir hayat demek.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.